İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, İran ile ABD ve İsrail savaşına ilişkin, "Ben, ihanetle açıklanabilecek şeyleri, aptallıkla açıklamam. Türkiye’nin karşı karşıya kalacağı güvenlik krizlerinden siyasi kazanç devşirmek, hanedan semirtmek isteyenleri, bu hanedanın kayığına binmek için sırasını bekleyenleri, Türkiye’yi bu savaşın tarafı yapmak isteyenleri görüyorum... Türkiye başkalarının savaşına yazılmayacaktır. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey; başkalarının savaş naraları değil kendi devlet aklını yeniden hatırlaması, propaganda ablukası değil berrak bir milli duruş, hanedan hesapları değil Cumhuriyet vakarıdır" dedi.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, TBMM'de partisinin grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu, şunları kaydetti:
"Dolaylı çatışma, doğrudan savaşa evrilmiştir"
"Orta Doğu’nun son yarım asrı, İsrail ile İran’ın geliştirdiği güvenlik öğretilerinin, doğrudan ya da dolaylı biçimde çarpıştığı bir dönem olmuştur. Bölgeyi istikrarsızlığa sürükleyen de sınırların ötesine taşıran bu çatışmacı akıldır. Çünkü her iki ülke de kendi güvenliklerini kendi hudutları içinde, kendi egemenlik alanlarında, kendi devlet sınırları içinde aramak yerine; başka ülkelerin topraklarında, başka toplumların kaderi üzerinde, başka devletlerin egemenlik haklarını çiğneyerek aramıştır. Uluslararası hukukun en temel ilkelerinden biri devlet egemenliğidir. Fakat bu ilke, bölgemizde uzun zamandır sistematik biçimde ihlal edilmektedir. Bugün önümüzde duran tablo da budur. İsrail ile İran arasında yıllardır dolaylı biçimde süren yıpratma savaşı, ABD'nin de doğrudan dahil olmasıyla artık yeni bir safhaya geçmiştir. Geçtiğimiz haziran ayından bu yana hepimizin izlediği gelişmelerin özeti budur. Dolaylı çatışma, doğrudan savaşa evrilmiştir. Bölgesel gerilim, daha geniş çaplı bir yangına dönüşme istidadı kazanmıştır. Türkiye ise böyle bir karmaşa ve belirsizlik ortamına, ekonomisi zaten kırılgan hale gelmişken yakalanmıştır.
"1937’de imzalanan Sadabad Paktı’nın muradı da, tam olarak bu geçişkenliğe karşı tedbir almaktı"
Dünyanın hiçbir yerinde, sınırının hemen dibinde silahlanan, cepheye gitmeye hazır olduğunu açıkça söyleyen bir örgütün liderine, böylesine iltifat edildiğini göremezsiniz. Bu, akıl tutulmasıdır. Bu, güvenlik zaafıdır. Bu, devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan bir savrulmadır! Oysa Türkiye’nin geleneksel güvenlik politikası ne diyordu? Irak’ta, Suriye’de, İran’da ortaya çıkabilecek benzer gelişmelerin Türkiye’nin toprak bütünlüğüne dönük tehditler doğuracağını söylüyordu. Bu perspektif yeni değildir. 1937’de imzalanan Sadabad Paktı’nın muradı da, tam olarak bu geçişkenliğe karşı tedbir almaktı. Yani bugün konuştuğumuz mesele, günübirlik bir tartışma değil; devlet aklının çok uzun süredir bildiği bir güvenlik gerçeğidir. Bugün geldiğimiz noktada, bölgede tetiklenmek istenen parçalanma karşısında, cumhur koalisyonunun takındığı tutum, Öcalan’a resmi statü vererek, yangını sınırlarımızın içine çekmektir. Halbuki Suriye’de gördüler; bu dalgayı Öcalan üzerinden yönetemediler. Daha birkaç ay önce yine gördüler; bu tür durumların panzehrinin askeri müdahale olduğunu bizzat tecrübe ettiler.
"Türkiye başkalarının savaşına yazılmayacaktır"
Burada mesele yalnızca İran değildir. Burada mesele yalnızca İsrail değildir. Burada mesele yalnızca Amerika değildir. Burada mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin bu büyük türbülans içinde nasıl bir akılla hareket edeceğidir. Türkiye’nin kendi güvenlik hattını, kendi egemenlik zeminini, kendi ulusal bütünlüğünü hangi anlayışla koruyacağıdır. Bizim cevabımız açıktır. Türkiye başkalarının savaşına yazılmayacaktır. Türkiye başkalarının vekalet hesaplarına teslim olmayacaktır. Türkiye ideolojik kamplaşmaların sürüklediği bir karargâha dönüşmeyecektir. Türkiye kendi devlet aklıyla hareket edecektir. Türkiye kendi çıkarına göre pozisyon alacaktır. Türkiye kendi milletinin huzurunu esas alacaktır. Bizim bütün maneviyatımız Türkiye üzerinedir. Bizim bütün sadakatimiz Türk milletinedir. Bizim bütün mücadelemiz bu Cumhuriyet’in selametinedir. Bunun için buradan bir kez daha söylüyoruz: Macera değil, devlet aklı. Savrulma değil, doğru istikamet. Duygusal ajitasyon değil, milli menfaat. İdeolojik bağlılık değil, Türkiye’nin güvenliği. Belirsizlik değil, açık tutum. Taviz değil, egemenlik. Gaflet değil, tedbir. İYİ Parti’nin durduğu yer budur. Bizim söylediğimiz söz budur. Bizim taşıdığımız sorumluluk budur.















