YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Ekonomim gazetesinin sorularını yanıtladı. Özel, sahadan ekonomiye ilişkin tespitleri ve çözüm önerilerinin sorulması üzerine şunları söyledi:
“Kasım 2023'te, önceki partimizde göreve gelirken vatandaşın sorunlarını masa başında konuşmayacağımızı daima sahada olacağımızı söylemiştik. Hem 19 Mart darbesi sonrası İstanbul’da yoğun mitingler yaptık. Bunlar tepki mitingleriydi ve ekonomi öne çıkmıyordu. Anadolu’ya geçtiğimizde ekonominin payı yüzde 80’e çıktı. Arkadaşlarımıza ‘İl ve ilçelere gideceksiniz. Esnafla, KOBİ’lerle, büyük ölçekli işletmelerle, OSB yönetimleriyle, esnaf odalarıyla, sanayi ticaret odalarıyla, ticaret borsalarıyla bir araya gelip hem sektörel hem ilinize özgü sorunları toplayıp onların çözüm önerilerini bize ileteceksiniz’ dedik. Bunun yanında şimdi Ekonomi Eşgüdüm Konseyi olarak nitelendirdiğimiz, Türkiye'de hemen hepsi kamuoyu tarafından çok yakından bilinen, takip edilen 11 ekonomist arkadaşımız ziyaretler gerçekleştirdi. Bursa, Kocaeli, Gebze, Tekirdağ, Çorlu, Kayseri, Kars'a yaptığımız ziyaretler var. Oralarda hem sorunları hem onların çözüm beklentilerini dinliyoruz. Ben parti programımız hakkında bilgi veriyorum. Oradan çok önemli geri dönüşler alıyoruz. Soruları uzmanlık alanlarına göre arkadaşlarımız yanıtlıyorlar.
"ASGARİ ÜCRET ALANA DÜŞÜK, VERENE YÜKSEK”
İki büyük açmaz direkt göze çarpıyor. Bir tanesi asgari ücret meselesi. Bilhassa tekstil, dericilik, ev tekstili gibi alanlarda asgari ücret alan için çok düşük, veren için çok yüksek. Çünkü dışarıyla kıyaslandığı ülke Mısır olunca, Afrika ülkeleri olunca dolar bazında başka bir noktaya geliyor. İkincisi, döviz kuru. Bu da normalde bizler için yüksek ama ihracatçı için katlanılamaz düzeyde düşük. Kar etmek bir yana, kendini döndürmekten alıkoyuyor. Para kazanamayınca yatırım erteleniyor. Yatırım ertelenince teknoloji geriliyor veya ihtiyaç duyulan büyüme kapasite artışı sağlanamıyor ya da kapasite korunamıyor. Bu sefer yurt dışında pazar kaybıyla karşı karşıya geliyor. Bu da istihdamı vuruyor, işsizliğe dönüşüyor. Bu iki büyük açmaz her yerde ortak sorun. En başta Devlet Planlama Teşkilatı’nı (DPT) önce ismen ortadan kaldırdılar. Eleştirilere de dediler ki ‘Kalkınma Bakanlığı bünyesinde devam edecek.’ Sonra o işlevi de kaybettirildi. Şu an Türkiye'de aranan elemanın sorunu tamamen bir planlama sorunu.”
“DÖRT SÜTUN ÜZERİNDE YÜKSELECEK BİR ADALET KAVRAMINA İHTİYAÇ VAR”
Özel, “Ekonomide kaynak dönüşümünü nasıl yaratmayı, kaynağı nereden sağlamayı planlıyorsunuz” sorusuna ise şu yanıtı verdi:
“Çok adaletsiz bir vergi düzeni var. Dolaylı vergilerin yüzde 64 düzeyinde olduğu bir yerde ne toplumsal refahtan ne vergi adaletinden söz etmek mümkün değil. Dört sütun üzerinde yükselecek bir adalet kavramına ihtiyaç var. Bunlardan bir tanesi hiç şüphe yok ki yargı adaleti. Buna tabii ekonomi açısından baktığımızda hukuki öngörülebilirlik, herkes açısından hukuk güvencesi ve memlekette yatırım yapacak kişinin önünü görmesi. Türkiye'de 47 yıl sonra ana muhalefet partisi birinci parti oldu, ekonominin yüzde 84'üne dokunacak belediyeleri kazandı. O günden sonra operasyonlar başladı. En son o kazanan yönetimi değiştirdiler. Yerine mutlak butlan getirdiler. Bunlar yargı kararı ama doğrudan ekonomiyi etkileyen kararlar. Siyasi saiklerle yapılan tutuklamalara tanık üretmek için insanların şirketlerine el koyuyorlar. ‘Eğer itirafçı olursan mal varlığını iade ederiz’ diyorlar. Bunların hepsine bakıldığında Türkiye'ye kim gelecek, parasını sokacak, Türk parasına çevirecek, fabrika için arsa alacak, bina yapacak, borçlanacak, eleman bulacak, Türkiye'de yatırım yapacak? Dört sütun üzerinde yükselen, sosyal adaleti sağlayacak, vergi adaletini sağlayacak, gelir dağılımını adil yapacak ve bunların hepsinin içinde olmazsa olmaz belki de en ortadaki taşıyıcı kolon olarak bir hukuk devletinin yeniden inşa edilmesi önemli."
“BİZİM İKTİDARIMIZDA FON KRİZİ OLMAZDI”
Özel, “İktidarda olsanız fon krizini nasıl yönetirdiniz” sorusunu şöyle yanıtladı:
“Biz iktidarda olsaydık böyle bir fon krizi olmazdı. Belli bir süredir bu piyasalardaki manipülasyonlara, bu tip kötü niyetli organizasyonlara karşı zaten hükümet uyarılıyordu. Uyarılar bir yıldır çok açık ortadayken düzenlemeleri ağustos ayına kadar bıraktılar ve bu iyi niyetli bir bırakma değildi. Esas olarak bu düzenlemelerle artık oyunu eskisi gibi oynayamayacaklarını gördüler. Bu kurdukları, var ettikleri, köpürttükleri, büyüttükleri fonu vatandaşın sırtına bıraktılar ve kaçtılar. Doğru piyasa düzenlemelerini yapmak lazım. 2008 yılında Amerika'da bu yaşandı ve Amerika buna karşı tedbiri aldı. Türkiye'deki fon 940 kat büyümüş kapalı dönemde. Bir efsane olarak da bu fon yönetim şirketleri konuşuluyor. Maalesef burada işin iki yönüyle de en çok bu işin mağdurlarının AK Parti'ye yakın seçmen olduğu söyleniyor. Faiz yerine diğer yatırım araçlarına yönelen bir seçmen olarak söyleniyor. Bunu da anlıyoruz ve bu da çok üzüntü verici. Seçmen, böyle bir duyguyla yöneldiği fonda dolandırıldı. Bu asrın dolandırıcılığı. Siyasetten isimlerle anılan fon yöneticileri var. Kendileri için yerli ve milli bir ponzi alanı tanımlamışlar ve orada kendi kendilerine şakalaşa şakalaşa milletin geleceğini kararttılar. Madoff'ta yapıldığı gibi geriye gitmek lazım. Kapalı dönemde kim kazandı? Açık dönemde kim kazandı? Kim ne para koydu, ne kadar koydu? Herkese koyduğu parayı geri verip, orada elde ettiği fahiş karları tahsil edip, fona koyup ondan sonra fona yatırım yapanlara bölüştürmek lazım. Madoff krizi Amerika'da bu şekilde çözüldü. İki şey oldu. Bir, mağduriyet minimize edildi. İki, benzer facialar, felaketler yaşanmamaya başladı. Çünkü yanına kar kalmayacağını biliyor artık oradaki yatırımcı. Bu konuda Sayın Ümit Özlale'nin imzasıyla 11 ekonomist arkadaşın dört gündür çalıştıkları 15 maddelik bir kanun teklifini Meclis’e sunduk. Bütün partilerin incelemesine sunuyoruz. Biz bu kanun teklifini diğer partilerle görüşeceğiz. Kabul edilmesi noktasında 1 Ekim günü Meclis açıldıktan sonra ilk geçirilecek kanun olarak görüşülmesini önereceğiz. Bizim teklifimiz hemen gündeme gelip kanunlaştırılabilir."















