Dervişoğlu: "Aziz milletim uyanık olun, bunlar yarın bir gün cennetten arsa satmaya bile kalkar"

Dervişoğlu, fon krizine ilişkin, "Milleti soydukları fonun ardından, şimdi de tövbe fonu kurdular. Parayı çalıyor, sonra yakalanıyor, 'Getir parayı yerine koy' diyorlar. Ve her şey temize çıkıyor. Orman kanunlarında yeri vardır belki ama bizim kanunlarda yeri var mı? Atanıp soyguna katılanlar, istifa ederek bu işten sıyrılıyor. Parayı iade eden soyguncu da temize çıkıyor. Bütün bu sistemi kuran, atamaları yapan, burnunu ucunu görmeyen 'Reis bey' de sözüm ona temizlik yapıyor. Utanmasalar

SİYASET - 21-10-2026 13:29

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Meclis'te partisinin grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Grup toplantısına "staj ve çıraklık sigortası mağduru" olduğunu belirten vatandaşlar da katıldı.

"EKONOMİ BÜROKRASİSİNDEKİ ÜÇ KRİTİK KOLTUK BOŞALDI"

Dervişoğlu, fon vurgununa ilişkin şunları kaydetti:

"İki haftadır bu kürsüden Cumhuriyet tarihinin en büyük vurgunu, fon rezaletini anlatıyorum. Bunun münferit bir piyasa vakası değil, kamu gözetiminde yapılan organize bir soygun olduğunu söylüyorum. İlk andan itibaren de önemli bir noktanın altını çiziyorum. Bu işi bir magazin haberi edasıyla konuşamayız. Bu mesele, sadece kimin ne çaldığının, kimin kime ne fırsatlar yarattığının dedikodusuyla geçiştirilecek bir konu değildir. O yüzden, işin magaziniyle değil, sistemin kendisiyle ilgileniyoruz. Bu yüzden, sadece kelle değil, hesap verilsin istiyoruz. Görevini yapmayanların, yapılanlara göz yumanların, olaya bizzat iştirak edenlerin görevden bir an önce el çektirilmesi gerekiyor. SPK Başkanı 'sağlık gerekçesi ile' istifasını sundu. Gerekçeye bakar mısınız sağlık sorunları… Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı da emeklilik dilekçesini verdi. Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu Başkanı da görevden alındı. Ekonomi bürokrasisindeki üç kritik koltuklar boşaldı. Şimdi biz ne yapacağız? Gerekçe mi dinleyeceğiz? Yoksa devletin tepesinde ne olup bittiğini mi soracağız? 

"EKONOMİNİN ALT LİGE DÜŞMESİ ZAM DEMEKTİR"

Bu vurgunun boyutları bize anlatılandan çok daha büyük. Yağmanın faturası, bunların söylediğinden çok daha yüksek. Bu süreç dürüst ve samimi bir şekilde yürümezse vatandaş piyasaya, yatırımcı kurala, sanayici yarınına, sermaye hukuka güvenmez. Sonunda dışarıdaki yatırımcı da size güvenmez. Bir fon vurgunu böylece fonun içinde kalmaz. Bankanın bilançosundan fabrikanın kapısına, kredi maliyetinden istihdama kadar üretimin tüm damarlarına yayılır. Türkiye’nin gelişmekte olan piyasa kategorisinden çıkartılması tehlikesini, Yani MSCI meselesinin varabileceği yerleri de bir ay önce yine biz söylemiştik. İçeride mülkiyet rejimini, hukuk güvenliğini yok edip, otel toplantılarıyla yatırımcı avına çıkarak bir yere varamazsınız dedik. Peki, bu alt lige düşme tehlikesi ne demektir? İlk elde yabancı yatırımcının kaçması demektir. Ancak konu sadece bu da değildir. Ülkemizde doğru ve dürüst yabancı yatırımcı da uzun zamandır pek yoktur. Piyasalardaki yüzde 35 civarındaki yabancının yarısı, borsa deyimiyle, bıyıklı yabancıdır. Yani, vergiden kaçma peşindeki, yabancı görünümlü yerli kurnazlardır. Alt lige düşmek demek, finansman ve kredi olanaklarının tüm sektörler için daha da zorlaşmasıdır. Üretimin azalması, ithalata bağımlılığın artması demektir. Zam demektir. İflaslar ve işten çıkarmalar demektir. Türkiye, kökten bir zihniyet ve yönetim reformuna muhtaçtır. Yapay zekâ ve robot teknolojisinin ivmesi görülmektedir. Aklı başında memleketler, bu dönüşüme kafa yormaktadırlar. Bizse, bitmeyen bir yağmanın içinde harap ve bitap haldeyiz."

"İKTİDAR VE ORTAĞININ DEĞİŞİMDEN ANLADIĞI SADECE TERÖRİSTLERLE MÜZALEREDİR" 

Herkes dünyanın değiştiği konusunda hemfikirdir. Ancak hemfikir olmadığımız konu, bu değişime karşı yapılacaklardır. Bu iktidar ve ortaklarının, bu değişimden anladığı sadece teröristlerle müzakeredir. Ancak diğer ülkeler, bu değişime karşı gerçek toplumsal tedbirler arıyorlar. Savaşlar sadece cephelerde yahut gökyüzünde olmuyor, gümrük savaşları da yaşanıyor. Bunun için de koruma duvarları örülüyor. İşte 'Made in Europe' bu sürece ilişkindir. Bu süreç, yine daha evvel dile getirdiğimiz ancak iktidarın kılını kıpırdatmadığı Gümrük Birliği’nin güncellenmesi meselesiyle ve yaşadığımız vize rezaletleriyle de bağlantılıdır. Avrupa, otomotiv sektöründe yeni standartlar ve anlaşmalar yapmakta, Türkiye ise sürecin dışına itilmektedir. Bunun Türkiye bakımından anlamı Brüksel'de yazılan birkaç teknik madde değildir. Bursa'daki otomotiv işçisinin işi, Kocaeli’ndeki mühendisin geleceği, Anadolu'daki yan sanayicinin siparişidir. Çünkü Türkiye’nin yıllık 40 milyar doları aşan otomotiv ihracatının yüzde 73’ü Avrupa pazarına akmaktadır. Kürsüden hayt huyt demek yerine, keşke adam akıllı bir ekonomi diplomasisi yürütseler. On yıllardır Avrupa'yla aynı tedarik zincirlerinin içindeyiz. 

Günün Diğer Haberleri