İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, "Öcalan sevgisinin, 1,5 senedir gözümüzün önündeki orta oyununun ve bu ülke için toprağa düşen şehitlerimizin kanının pazara çıkarılmasının sebebi gün yüzüne çıkıyor. Bu mesele, ne sadece demokrasi meselesi ne de ulusal güvenlik meselesidir. Bu bir iktidar mühendisliğidir. Türkiye’nin geleceğini yeni bir anayasa ile bir aileye ipotek etmek isteyen üç partinin telaşını izliyoruz aslında. Ve bu telaşın bataklığına saplanan diğerlerinin… Küçük ortağın hesabı, kamu kaynaklarından ne kadar pay alacağı... Projenin büyük ortağı ise ne olursa olsun bir devridaim peşinde" dedi.
Dervişoğlu partisinin TBMM'de düzenlenen grup toplantısında yaptığı konuşmada, geçen hafta boyunca dünya gündemindeki konuların başında, Münih Güvenlik Konferansı'nın bulunduğunu söyledi. Davos zirvesinde de benzer yaklaşım ve arayışlarıın görüldüğünü ifade eden Dervişoğlu, ulusal ve uluslararası kurumların, demokratik kural ve uzlaşmaların erozyona uğradığı bir ortamda bulunulduğunu kaydetti.
ABD’nin ve AB ülkelerinin bugün kendi içlerinde yaşadığı güvensizlik ve belirsizliğin özünde yatan gelişmelerden birinin, bu ülkelerin 1970’li yıllardan beri adım adım sanayisizleşmeleri, sırtlarını sadece finans, bilişim ve hizmet sektörlerine yaslamaları ve bu surette de kontrolsüz göç politikası uygulamaları olduğunu belirten Dervişoğlu, şöyle devam etti:
"Bugün görüyoruz ki bu ülkelerin nüfusu yaşlanıyor, yeni kuşaklar, eskilerin çok altında bir gelir düzeyiyle yaşıyorlar. Üretim yok oluyor. Bu tablo, kimin bizi kıskanıp kıskanmadığıyla ilgili değil, bizim hangi hatalardan ders alıp almadığımızla ilgilidir. Orta sınıf çöküyor, makul siyaset imkanları daralıyor, yerine radikal ve saldırgan eğilimler geliyor. Ancak biz de Türkiye olarak, onlar gibi bir refah devleti olmadan, o refah devletlerinin yanlış sonuçlarına yaklaşıyoruz. Hem yaşlanıyoruz hem de fakirleşiyoruz hem sanayisizleşiyor hem de vatan toprakları, kaynakları geri alınmayacak ölçüde kirleniyor ve yok oluyor.
"Güveni aşındırılmış bir toplum, hayatta kalmaya çalışıyor"
Biliyorsunuz son zamanlarda sıkça kullanılan fakat meselenin aslını görmemize mani olan bir kavram var: Sosyal çürüme. Hepimiz güvensiz sokaklara, kadınlara uygulanan şiddete, trafik zorbalarına tanık oluyoruz. Akıllı telefonların yaygınlaşmasıyla birlikte bizleri adeta depresyona sokan bir haber akışına maruz kalıyoruz. Uyuşturucu, bahis, kumar, çeteler… Burada umutlu olacak bir şey yok gibi görünüyor. Ama gerçekten çürüyen toplum mu, yoksa bu toplumu çürüten siyasal ve ekonomik atmosfer mi? Devlet, her vatandaşa ait olması gerekirken, iktidarın sadece partizanlara kapıları açması toplumu bölmüyor mu? Hukukun sadece iktidara yakın olmayanlara karşı keskin olması adalet duygusunu sarsmıyor mu? Uyuşturucu ve altın kaçıranların, bahis ve kumar siteleri işletenlerin lüks hayatı gençlerin başarı algısını bozmuyor mu? 'Çalışırsam yükselirim' anlayışının yerini 'yakınsam kazanırım' anlayışı almıyor mu? Evet bir çürüme var. Bu ne sadece ahlak ne sadece güvenle ilgili. Toplum ise sadece çürümüyor; güveni aşındırılmış bir toplum hayatta kalmaya çalışıyor. Hayatta kalırken de her yolu mübah görmeye başlıyor. İşte 25 yıllık AK Parti iktidarının en yakıcı sonucu.
"Türkiye’nin geleceğini yeni bir anayasa ile bir aileye ipotek etmek isteyen üç partinin telaşını izliyoruz"
Devletle terörü eşitleyebilen bir iktidar varsa toplumdan ne beklenir? Ne umulur? Bu vesileyle, malum zevatın Öcalan sevgisinin, 1,5 senedir gözümüzün önündeki orta oyununun ve bu ülke için toprağa düşen şehitlerimizin kanının, pazara çıkarılmasının sebebi gün yüzüne çıkıyor. Bu mesele ne sadece demokrasi meselesi ne de ulusal güvenlik meselesidir. Bu bir iktidar mühendisliğidir. Türkiye’nin geleceğini yeni bir anayasa ile bir aileye ipotek etmek isteyen üç partinin telaşını izliyoruz aslında. Ve bu telaşın bataklığına saplanan diğerlerinin… Küçük ortağın hesabı, kamu kaynaklarından ne kadar pay alacağı. Projenin büyük ortağı ise ne olursa olsun bir devridaim peşinde... Muhalefeti etkisizleştirerek, rekabeti ortadan kaldırarak, sahte bir zafer yaratmak istiyorlar. Alacağınız iki ihale için, bir kantin-otopark anlaşması için, bir bürokrat ataması için harcamaya çalıştığınız şey bu ülkenin anayasasıdır, kurumlarıdır, cumhuriyetidir.