İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Meclis'te düzenlenen grup toplantısına katıldı. Dervişoğlu, burada yaptığı konuşmasına 14 Mart Tıp Bayramını kutlayarak başladı.
ABD ve İsrail'in İran'a saldırısınn ardından yaşanan gelişmeleri değerlendiren Dervişoğlu, şunları söyledi:
"Bölgemiz ağır bir yangının içindedir. İran’da süren savaş, birkaç devletin arasında yaşanan sınırlı bir askeri hesaplaşma değildir. Günümüzün savaşları; enerji yollarını, ticaret hatlarını, gıda zincirlerini, sınır güvenliğini ve devletlerin dayanıklılık kapasitesini aynı anda sarsan büyük bölgesel kırılmalara sebep olmaktadır. ABD’nin himayesindeki İsrail’in katliam makinesi, İran’da rejim değişikliğini tetiklemek için yıkımı derinleştirmektedir. Diğer tarafta İran’da rejimi ayakta tutmaya çalışanlar, çatışmayı, haklı ya da haksız bir şekilde yayarak maliyet sahasını büyütmektedir. Şimdi Türkiye’nin önünde tarihî bir tercih vardır ya gelişmeleri seyreden, tepkisini başkalarının takvimine göre veren, kendi güvenliğini ve ekonomisini dışarıdaki sarsıntılara bırakan bir ülke olacağız ya da Cumhuriyet ciddiyetiyle konuşan, devlet aklıyla hareket eden, millet menfaatini her hesabın üstünde tutan bir irade göstereceğiz. Bizim cevabımız bellidir. Bu savaş, Türkiye için uzak bir coğrafya hadisesi değildir. Bu savaş, Türkiye için doğrudan doğruya milli güvenlik meselesidir. Enerji meselesidir. Gıda meselesidir. Sınır meselesidir. Devlet kapasitesi meselesidir. Ekonomik istikrar meselesidir."
"Türkiye’nin stratejik enerji güvenliği planı nerededir"
Savaş ülke sınırlarının dışında olsa da vatandaşı her anlamda ekonomik olarak etkilediğini belirten Dervişoğlu, şunları kaydetti:
"Savaş dışarıda başlar; ama faturası içeride kesilir. Millet bunu pazarda öder. Çiftçi bunu tarlada öder. Sanayici bunu üretimde öder. Emekli, memur, işçi bunu evinin mutfağında öder. Peki Türkiye bu tabloya ne kadar hazırlıklıdır? Hükümete bakıyorsunuz; cümle çok ama hazırlık azdır. ‘Gelişmeleri izliyoruz’, ‘Koordinasyon halindeyiz’, ‘Diplomasi yürütüyoruz’ diyorlar. Evet, barıştan yana bir pozisyon almaya çalışıyorlar. Ama ortada cevaplanmadan geçirilen birçok soru vardır: Türkiye’nin stratejik enerji güvenliği planı nerededir? Ham petrol stok politikası nerededir? Doğal gaz fiyat şoklarına karşı koruma mekanizması nerededir? Gıda arzı için olağanüstü tedbir paketi nerededir? Çiftçiyi, taşımacıyı, üreticiyi, sanayiciyi koruyacak somut devlet planı nerededir? Devlet ciddiyeti, yuvarlak cümlelerle ölçülmez.
"Azerbaycan’la ilişkimiz milli, öz ve duygusal bir kardeşlik bağıdır"
İran’daki savaş vesilesiyle ancak kökü daha eskiye ve başka birtakım niyetlere dayanan önemli bir meseleye daha dikkat çekmek isterim. Son günlerde Türkiye ile Azerbaycan arasına nifak sokmaya dönük sistemli bir iklim üretilmektedir. Bunu tesadüf sananlar ya saftır, ya da başka hesabın içindedir. Amaç açıktır: Türkiye’yi en has ve gerçek müttefikinden uzaklaştırmak, Kafkasya’daki etki alanını aşındırmak, bu milleti yine Ortadoğu’nun kısır döngüsüne hapsetmektir. Biz bu oyunu görüyoruz, kim olduklarını da biliyoruz. Kökleri çürük, amaçları karanlık şebekelerdir, bunlar… Azerbaycan’la ilişkimiz milli, öz ve duygusal bir kardeşlik bağıdır. Bu ilişki, aynı zamanda enerji ve ticaret meselesidir. Bu ilişki, Türk dünyasına uzanan damar meselesidir. Bu ilişki, iki kardeş ülke için de jeopolitik nefes borusudur. Ne gariptir ki, bir yandan 'İsrail tehlikesi' diyerek bu millete yeni bir sözde çözüm sürecini, terörle müzakereyi, İmralı’daki katili zaruridir diye yutturmaya kalkıyorlar.




















