İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Orta Doğu'daki savaşa ilişkin "Eğer, Dışişleri Bakanı'nın beklentileri gerçekleşir ve Körfez ülkeleri İran’a karşı askeri bir tepki verirse, Türkiye bu askeri ittifakın mutlaka dışında kalmalıdır. Savaşı bölgesel bir savaş olarak tanımlamak yerine, ABD-İsrail-İran savaşı olarak tanımlamalı, kendisine sıçramaması için gayret göstermelidir. Bununla birlikte Türkiye, Şam ve Bağdat ile ilişkilerini yakın tutmalıdır. Bu ülkelerin toprak bütünlüklerinin yaşananlardan olumsuzluklardan etkilenmemesi için gayret göstermelidir. Bütün bunlarla birlikte eş zamanlı olarak, İmralı süreci derhal sona erdirilmelidir. Zaman, iç politika kazanımları için şımarıkça hareket etme zamanı değildir" dedi.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu, şunları kaydetti:
"Dışarının çalkantılarından milletimizi koruyamıyorlar"
"Dünya düzeni değişiyor. Bugün hür düşüncenin hayat verdiği dünyanın ruhu can çekişiyor. Geleceğin daha iyi olacağına dair iyimserliğin çoktan solduğu, yarınlara dair kaygının göğüsleri daralttığı, tuhaf bir dönemden geçiliyor. İnsan aklının adeta deliler tarafından esir alındığı, dünyayı savaşa, kaosa ve kargaşaya sürüklediği bir zaman yaşanıyor. Ne şanssızlıktır ki, açlığın ve hatta salgınların dahi geri döndüğü, orman kanunlarının yeniden geçerli olduğu bu dönemde ülkemiz, ulus-devletin kıymetini bilmeyen, adeta hakikatle savaşan bir hükümet tarafından yönetilmektedir. Hatadan hataya koşuyorlar. Vazifelerinin üstesinden gelemiyorlar. Dışarının çalkantılarından milletimizi koruyamıyorlar. Onun dertlerine çare bulamıyorlar. Karmaşıklaşmış tüm bu sorunlar karşısında insanımızın tutunacak dalı olamıyorlar. Yaşadığımız derin ekonomik krize hamasetle, vatanımızın her karışında hissedilen güvensizliğe de garip bir müsamaha ile yaklaşıyorlar.
"Türkiye için tarafsızlığını korumak her zamankinden daha zor olacaktır"
Mevcut durumun sonlanması için, eğer taraflar geri adım atmazsa, ABD ve İsrail’in kazanmak, İran rejiminin ise ayakta kalmak için her adımı atabileceği bir döneme giriyoruz. Türkiye için tarafsızlığını korumak her zamankinden daha zor olacaktır. Ancak bunu başarmak zorundadır. Türkiye duygusal malum odakların refleksleriyle, Avrasyacı propagandanın etkisiyle, geleneksel ilişkilerini bozacak, ittifaklardan dışlanacak adımlar atmamalıdır. Topraklarının İran’a karşı savaşta kullanılmasına izin vermemelidir. Bu savaştan Türkiye, tek bir vatandaşının burnu bile kanamadan çıkmalıdır. Aynı şekilde Türkiye sebebiyle de hiçbir insana zarar gelmemelidir. Geçen hafta dış politika önceliklerimizi anlatmıştım. Şimdi daha somut uyarılar yapma ihtiyacı hissediyorum. Eğer, Dışişleri Bakanının beklentileri gerçekleşir ve Körfez ülkeleri İran’a karşı askeri bir tepki verirse, Türkiye bu askeri ittifakın mutlaka dışında kalmalıdır. Savaşı bölgesel bir savaş olarak tanımlamak yerine, ABD-İsrail-İran savaşı olarak tanımlamalı, kendisine sıçramaması için gayret göstermelidir.
"İmralı süreci derhal sona erdirilmelidir"
1980-1988 yılları arasında İran-Irak savaşı sırasında ülkemizin izlediği dış politika bu açıdan yol göstericidir. Bununla birlikte Türkiye, Şam ve Bağdat ile ilişkilerini yakın tutmalıdır. Bu ülkelerin toprak bütünlüklerinin yaşananlardan olumsuzluklardan etkilenmemesi için gayret göstermelidir. Bütün bunlarla birlikte eş zamanlı olarak, altını çizerek tane tane söylüyorum, İmralı süreci derhal sona erdirilmelidir. Millî kimliğimizi zayıflatan söylemler derhal terk edilmelidir. Bu yolda şuursuzca önerilen yasal ve anayasal değişiklikler, bir daha inmemek üzere rafa kaldırılmalıdır. Zaman, iç politika kazanımları için şımarıkça hareket etme zamanı değildir. Hükümetle yakın ilişki içinde olan ve söyledikleri sanki Türk hükümetinin resmi görüşüymüş gibi algılanan medyadaki soytarılıklara derhal son verilmelidir. Türk milleti, algı operasyonlarının nesnesi yapılamaz. Burada medyaya değil, onların sahiplerine sesleniyorum. Aklınızı başınıza toplayın beyler; başka Türkiye yok.




















